Fotoğraflarını çektiğin partide, kendine ait bir fotoğrafa rastlamamaktır fotoğrafçılık. Özveri ister. Deneme maksadıyla, kısa süreliğine elimde bulunan bu DSLR makina bana şunu aktardı "Fotoğraf çekme demiyorum, hobi olarak yine çek."
Nöron meselesi de, şu anda ağrımakta olan hücrelerime ithafen yazılmıştır. Saçımı toplayınca, kafamdaki tacın sıkıştırması ile başım ağrıyor. Tabi bu eyleme, CS ödevi ile while fonksiyonu halinde uğraşmak ve while'ın istediği önkoşulu yani ödevi bitirememeyi sürekli olarak sağlayıp, tekrar başlamak eklenince acı katlanıyor.
Nöronlarıma etki eden iki şey daha var bir on dakikadır. Birincisi şu ki: Kardeş Türküler - Bahar albümünü indirdim, dinliyor idim. "Yanıyorum" isimli şarkıya geldi, "oha, Neşet Ertaş şarkısı, ver sesini ver" dedim, şarkıya eşlik etmeye başladım. 1.22'ye geldi şarkı ve o ana kadar "hea, iyi yorumlamışlar hakkaten" şeklindeki sözüm "oha, Neşet geldi, aç sesini aç" oldu. Zerre kadar beklemiyordum bunu. Konuk sanatçının, süpriz sanatçı olduğu şarkıların hastasıyım.
İkincisi de, sözlük yaran başlıklar okurken oldu. Bi'kaç örnek vereyim, anlayacaksınız beni:
"Soğuk savaş sırasında füzesine kazak giydiren ülke"
"Sinirden atom parçalayan fizikçi"
"Klip çekmesinler diye boş fabrikaya köpek bağlamak"
"La havle ve la isla bonita"
"Maraş Dondurmacısına para uzatıp çekmek"
"hüseyin düzmez kız yurdu"
25 Mart 2010 Perşembe
19 Mart 2010 Cuma
sözlük
house m.d. : elinizde izlenmemiş lost bölümü yoksa, "hmm, 1 saat kadar boş vaktim var, ne yapayım" etkinliğidir.
kahvaltı : uyanma sebebi. yatakta keyif yapmaktan daha güzel bir şey yok diyenlere, bir adet cemil koçak kahvaltısı öneriyorum.
manga : sonisphere'e gitme sebebiydi bir çok insanın, etkinlikten "gelen acımasız tepkiler" üzerine ayrılmaları kötü oldu. ayrıca gelmiş geçmiş en efsane manga, death note'un soundtrack'leri şahanedir.
nevruz : eskiden, lisede, nevruz kutlamaları ile okul içinde çeşitli turnuvalara ve yarışlara katılırdım. çuvalla koştum, ağzımda kaşıkla yumurta taşıdım (kırıldı), halat çektim, yoğurt yedim, ateş üzerinden atladım. sebebini bilmiyordum hiçbirinin. bugün ateş üzerinden atlamanın sebebini öğrendim, eski usül bir etek tıraşıymış. halat çekmenin eski usül bir kadın doğum uzmanlık sınavı olmasından korku ve endişe duydum.
fasıl : güzel kişilerle sohbet zirvesi.
return 0 : kapat, kapat.
kahvaltı : uyanma sebebi. yatakta keyif yapmaktan daha güzel bir şey yok diyenlere, bir adet cemil koçak kahvaltısı öneriyorum.
manga : sonisphere'e gitme sebebiydi bir çok insanın, etkinlikten "gelen acımasız tepkiler" üzerine ayrılmaları kötü oldu. ayrıca gelmiş geçmiş en efsane manga, death note'un soundtrack'leri şahanedir.
nevruz : eskiden, lisede, nevruz kutlamaları ile okul içinde çeşitli turnuvalara ve yarışlara katılırdım. çuvalla koştum, ağzımda kaşıkla yumurta taşıdım (kırıldı), halat çektim, yoğurt yedim, ateş üzerinden atladım. sebebini bilmiyordum hiçbirinin. bugün ateş üzerinden atlamanın sebebini öğrendim, eski usül bir etek tıraşıymış. halat çekmenin eski usül bir kadın doğum uzmanlık sınavı olmasından korku ve endişe duydum.
fasıl : güzel kişilerle sohbet zirvesi.
return 0 : kapat, kapat.
14 Mart 2010 Pazar
Tıp
Cuma günü, vergi dairesinden aldığım "yok, biz tutanak tutmuyoruz artık, nüfus müdürlüğü ile halledicen işini" cevabından sonra, elimi ayağımı çektim şu nüfus cüzdanı mevzusudan. "Nasip", "kader", "her işte bi' hayır vardır", "boşver ya, olan oldu", "şuraya ne yazıldıysa o olur" diyerek geziniyorum. "Pazartesi günkü konserin nasıldı" diye soran insana, "ya nüfus cüzdanımı kaybettim ben o gün" dediğim anda üzüldüm ama yine de. Nüfus müdürlüğündeki salak memura bağırıp çağırınca geçer sandımdı halbuki. İnsanın Bronx'ta ilk sahne aldığı günü böyle anlatması sıkıcıymış. Gerçi ben ilk Ege Üniv. konserini (bu mayısta bir daha olacak diye ilk dedim) de "konser" olarak hatırlamıyorum, o hiç de sıkıcı değil mesela. Neyse o konuyu sonra konuşuruz.
2010'un şu ilk günlerinde günde iki tane 1000mg'lık antibiyotik almak bünyemde "evet lan, uzay çağındayız, haplarla beslenicez artık" hissini yarattı. Yine de beyti kebab varken, kimsenin kapsülle yetineceğini zannetmiyorum. Veya, Türkiye'ye geç gelir bu uygulama (bkz. matbaa), ("2010'a girdik, nerde lan uçan arabalar" başlıklı yazıyı da unutmamak lazım).
"Bugün dünya pi günüymüş, üç alıcakmışız bugün pi'yi ehue" diyen her 3 kişiden birisi süper bir mini cooper kazanıyor diye bir şey yok! Kimden duyuyosunuz olum böyle şeyleri.
Doktor "Başın ağrırsa eğer, haber et sevk yazayım, nörolog'tan kafatası filmi isteyelim, ciddi bir şey olabilir" dedikten bir saat sonra başım çatlamaya, hatta kıvılcım çıkarmaya başladı. Cihan aradı, "Abi şu ilaçları kullanıyorum", "Olum, o ilacın ciddi yan etkileri var, öyle hemen başlamasaydın kullanmaya". Dedim, aha ölüyorum. Sonrasında Burcu, "Başım çok ağrıyor" deyince, "Oley, bi' tek benim ağrıyor zannetmiştim, cuma içtiğimizden oldu herhalde" deyip rahatladım. Ardından Cihan'ın odasından defter almaya gittim, "Ahanda, ilaç bu", "Haa, yok lan, alakası yok, benim dediğim ilaç bu değil, bu ilaç iyi ki, ayrıca bende defter yok". Şu anda, mutlu mesut bu paragrafı yazıyorum. Tıp yoktur, az psikolojik korku vardır.
Veya, yukarıdaki olay şöyle oldu. Doktor ilk cümleyi dedikten sonra içtiğim ilaç, baş ağrısı yan etkisi yaptı. 1 saat önce aldığım majezik de beni iyileştirdi. Evet lan, öyle oldu. Tıp da var hatta, bilimlerin içinde en bilim tıp.
2010'un şu ilk günlerinde günde iki tane 1000mg'lık antibiyotik almak bünyemde "evet lan, uzay çağındayız, haplarla beslenicez artık" hissini yarattı. Yine de beyti kebab varken, kimsenin kapsülle yetineceğini zannetmiyorum. Veya, Türkiye'ye geç gelir bu uygulama (bkz. matbaa), ("2010'a girdik, nerde lan uçan arabalar" başlıklı yazıyı da unutmamak lazım).
"Bugün dünya pi günüymüş, üç alıcakmışız bugün pi'yi ehue" diyen her 3 kişiden birisi süper bir mini cooper kazanıyor diye bir şey yok! Kimden duyuyosunuz olum böyle şeyleri.
Doktor "Başın ağrırsa eğer, haber et sevk yazayım, nörolog'tan kafatası filmi isteyelim, ciddi bir şey olabilir" dedikten bir saat sonra başım çatlamaya, hatta kıvılcım çıkarmaya başladı. Cihan aradı, "Abi şu ilaçları kullanıyorum", "Olum, o ilacın ciddi yan etkileri var, öyle hemen başlamasaydın kullanmaya". Dedim, aha ölüyorum. Sonrasında Burcu, "Başım çok ağrıyor" deyince, "Oley, bi' tek benim ağrıyor zannetmiştim, cuma içtiğimizden oldu herhalde" deyip rahatladım. Ardından Cihan'ın odasından defter almaya gittim, "Ahanda, ilaç bu", "Haa, yok lan, alakası yok, benim dediğim ilaç bu değil, bu ilaç iyi ki, ayrıca bende defter yok". Şu anda, mutlu mesut bu paragrafı yazıyorum. Tıp yoktur, az psikolojik korku vardır.
Veya, yukarıdaki olay şöyle oldu. Doktor ilk cümleyi dedikten sonra içtiğim ilaç, baş ağrısı yan etkisi yaptı. 1 saat önce aldığım majezik de beni iyileştirdi. Evet lan, öyle oldu. Tıp da var hatta, bilimlerin içinde en bilim tıp.
9 Mart 2010 Salı
Alternatif yollar
12.45 kadıköy shuttle'ı ile rıhtıma gitmeye niyetlenip de yapamazsan, bu yazıyı hatırlamak hayatını kurtarabilir.
Alternatif yol : 12.48-50 civarı kalkan viaport servisine bin, viaport'ta koşarak (yoksa yetişemezsin) pendik (veya bostancı) servisine bin, ordan da ver elini kadıköy minibüsü. 3TL'ye yaklaşık 2.45 gibi kadıköyde oluyorsunuz ("dünyanın en güzel kızıyla pendik'e gitmek" başlıklı sözlük girdisine de saygılar, güldüm).
Eğer Tuzla'ya gidip, adliye-karakol bulmak isterseniz okları takip etmeye çalışın önce. Muhtemel sonuç olarak mekanı bulamayacaksınız.
Alternatif yol : O anda bir insana sorun (Tuzla insanı sözlüğü : Karşına mopaş gelcek = Mopaş'ı göreceksin; Dimdirek git = Düz ilerle).
Karakolda, "nüfus cüzdanımı kaybettim, tutanak tutturmak istiyorum" deyip, "Biz kayıplara bakmıyoruz, çalıntılara bakıyoruz" cevabı üzerine, "Belki yere düştü ve birisi çaldı" dedikten sonra karşınızdaki adamdan cevap beklemeyin.
Alternatif yol : OkBy.
"Sigaranız var mı?" sorusuna, "Yok ama Djarum var" yanıtını verirseniz, "Oha, jarumsun! " cevabını aldığınızda ürkmeyin hemen.
Alternatif yol : "Ehe.. He.. (Djarum'u paketiyle birlikte verip, o anda bırakmak)".
Alternatif yol : 12.48-50 civarı kalkan viaport servisine bin, viaport'ta koşarak (yoksa yetişemezsin) pendik (veya bostancı) servisine bin, ordan da ver elini kadıköy minibüsü. 3TL'ye yaklaşık 2.45 gibi kadıköyde oluyorsunuz ("dünyanın en güzel kızıyla pendik'e gitmek" başlıklı sözlük girdisine de saygılar, güldüm).
Eğer Tuzla'ya gidip, adliye-karakol bulmak isterseniz okları takip etmeye çalışın önce. Muhtemel sonuç olarak mekanı bulamayacaksınız.
Alternatif yol : O anda bir insana sorun (Tuzla insanı sözlüğü : Karşına mopaş gelcek = Mopaş'ı göreceksin; Dimdirek git = Düz ilerle).
Karakolda, "nüfus cüzdanımı kaybettim, tutanak tutturmak istiyorum" deyip, "Biz kayıplara bakmıyoruz, çalıntılara bakıyoruz" cevabı üzerine, "Belki yere düştü ve birisi çaldı" dedikten sonra karşınızdaki adamdan cevap beklemeyin.
Alternatif yol : OkBy.
"Sigaranız var mı?" sorusuna, "Yok ama Djarum var" yanıtını verirseniz, "Oha, jarumsun! " cevabını aldığınızda ürkmeyin hemen.
Alternatif yol : "Ehe.. He.. (Djarum'u paketiyle birlikte verip, o anda bırakmak)".
5 Mart 2010 Cuma
Hasta
Hastası olduğum birkaç olay var şu hayatta.
Öncelikle, kahvaltıda çay /sütlü kahve içmeyi çok seviyorum. Ama öyle, bayıldığım falan yok çayın /sütlü kahvenin tadına. Kahvaltı, uzun süreli bir açlığın sonunda geldiği için, çok şahane bir olgu zaten genel olarak. Çayı sevmemin sebebi de, poğaça, peynir ve zeytin ile dolu ağızdan, mideye giden yolun habercisi olması. Kahvaltı masasının sohbeti de gayet iyi bence. Hiç susmaz kahvaltı sohbetleri. Gecenin bir köründe yanından ayrıldığın insanla, sabahın ilk ışıklarında kahvaltı ediyor isen bile, rüyalardan sohbet açılır.
İkincisi, CS201 dersi. Programlama dilini bilmek bile, "maillere bakmak" gibi bir boş zaman aktivitesi olan bir adam için şahane bir şey. Üzerine, bu derste uygulamalı olarak program yazmak ve programın çalışmasını izlemek insana huzur veriyor. Bu dersin en büyük ödülünün "Press any key to continue..." olması biraz üzücü yine de.
Müziği ne kadar sevsem de "Prova iptal" haberine de hastayım ben. Haftada 4 akşam prova alınca, hayatındaki müziği durgunlaştırmak gerektiğini hissediyorsun haliyle. Ama meyvesini almaya başlayacağım yakın zamanda.
Hastası olduğum bir şey daha var ki şimdi hasta kendisi.
Öncelikle, kahvaltıda çay /sütlü kahve içmeyi çok seviyorum. Ama öyle, bayıldığım falan yok çayın /sütlü kahvenin tadına. Kahvaltı, uzun süreli bir açlığın sonunda geldiği için, çok şahane bir olgu zaten genel olarak. Çayı sevmemin sebebi de, poğaça, peynir ve zeytin ile dolu ağızdan, mideye giden yolun habercisi olması. Kahvaltı masasının sohbeti de gayet iyi bence. Hiç susmaz kahvaltı sohbetleri. Gecenin bir köründe yanından ayrıldığın insanla, sabahın ilk ışıklarında kahvaltı ediyor isen bile, rüyalardan sohbet açılır.
İkincisi, CS201 dersi. Programlama dilini bilmek bile, "maillere bakmak" gibi bir boş zaman aktivitesi olan bir adam için şahane bir şey. Üzerine, bu derste uygulamalı olarak program yazmak ve programın çalışmasını izlemek insana huzur veriyor. Bu dersin en büyük ödülünün "Press any key to continue..." olması biraz üzücü yine de.
Müziği ne kadar sevsem de "Prova iptal" haberine de hastayım ben. Haftada 4 akşam prova alınca, hayatındaki müziği durgunlaştırmak gerektiğini hissediyorsun haliyle. Ama meyvesini almaya başlayacağım yakın zamanda.
Hastası olduğum bir şey daha var ki şimdi hasta kendisi.
27 Şubat 2010 Cumartesi
İpad
Ipad'a "ayped" demek ile, "aypad" demek arasındaki 7 fark:
- Ayped demek, olduğu gibiliğin sembolüdür. Grubu olan varsa bu insanlar içerisinde, şarkıları olduğu gibi cover'larlar. Aypad ise, özgün ses, "sinemada yeni bir soluk" demektir.
- Ayped diyenler, Ipad'in tanıtım videosunu izlemişlerdir, aypad'çılar Fatih Terim'le bir süre zaman geçirip ingilizcelerini dumura uğrattıktan sonra, tanıtım makalesini okumuşlardır.
- Ayped diyenler, "aa, yeni mi çıkmış, ince miymiş" tarzındaki kadın sorularına gögüs germeyi baştan görev bilmişlerdir, aypad'çılar ise buna cesaret edememiştir.
- Ayped 499 dolar gibi (vergisiz) ucuz bir fiyata satılmaktadır, aypad yoktur.
- Ayped diyenler sies, tielel dedi, aypad diyenler hist dedi (bunu okuyanın kafası karıştı, alttakine geç).
- Ayped demek, "dur, şunun gönlünü hoş edelim, he diyelim" şeklindeki kabullenişçiliktir, aypad gereksiz ısrardır, yarım milliyetçidir, sonunu yazıldığı gibi okur.
- Ayped, "önünde sonunda benim olacaksın" tadında vakurdur, taviz vermez. Aypad, talaş alevi gibi hızlı parlayıp çabuk söner, günün adamıdır ama ay sonunda ortadan kaybolur.
Vedat Özdemiroğlu'nu takip eden varsa, bu yazıya özenti diyecektir; onlara Osman Bay Demir dedikten sonra şunu diyorum, "en azından ipad insanın kendine yakışanı giymesidir demedim.".
- Ayped demek, olduğu gibiliğin sembolüdür. Grubu olan varsa bu insanlar içerisinde, şarkıları olduğu gibi cover'larlar. Aypad ise, özgün ses, "sinemada yeni bir soluk" demektir.
- Ayped diyenler, Ipad'in tanıtım videosunu izlemişlerdir, aypad'çılar Fatih Terim'le bir süre zaman geçirip ingilizcelerini dumura uğrattıktan sonra, tanıtım makalesini okumuşlardır.
- Ayped diyenler, "aa, yeni mi çıkmış, ince miymiş" tarzındaki kadın sorularına gögüs germeyi baştan görev bilmişlerdir, aypad'çılar ise buna cesaret edememiştir.
- Ayped 499 dolar gibi (vergisiz) ucuz bir fiyata satılmaktadır, aypad yoktur.
- Ayped diyenler sies, tielel dedi, aypad diyenler hist dedi (bunu okuyanın kafası karıştı, alttakine geç).
- Ayped demek, "dur, şunun gönlünü hoş edelim, he diyelim" şeklindeki kabullenişçiliktir, aypad gereksiz ısrardır, yarım milliyetçidir, sonunu yazıldığı gibi okur.
- Ayped, "önünde sonunda benim olacaksın" tadında vakurdur, taviz vermez. Aypad, talaş alevi gibi hızlı parlayıp çabuk söner, günün adamıdır ama ay sonunda ortadan kaybolur.
Vedat Özdemiroğlu'nu takip eden varsa, bu yazıya özenti diyecektir; onlara Osman Bay Demir dedikten sonra şunu diyorum, "en azından ipad insanın kendine yakışanı giymesidir demedim.".
Need for Vacancy
Niyetimi az çok belli ettim kendime. Akademik kariyerime, küçük bir asistanlık göreviyle başladım sanıyorum. 3 ay önceden verilmiş spoyler'a, spoyler denmezmiş, unutulurmuş çünkü. Ama bir kararlılık var, inanıyorum. Akademisyenlikle ilgili hiç bir sıkıntım da yok açıkçası. Üzerinde çalışacağım kitabı Akmar'dan almamak koşulu ile kabul edebilirim seve seve. Yine de kafamı toparlayamadığım bir konu var ki, o da bölüm seçmek. Tabi, bölümüm de beni seçmeli aynı zamanda. Keşke bunun kolayı olsa, bölüm beni öldürmeye çalışsa da o zaman anlasam mesela. Ya da Social and Economic Engineering isimli bir bölüm açılsın.
Zihnimde güçlü bir yer edinmiş çok fazla insan yok açıkçası. Ama "şahane adam" dediğim biri var bu ara. Kahvaltıda falan bazen karşı masada oturuyor bu ince sesli adam. İki gün önceki konuşmasında, "Ben hapishanedeyken kendimden 10 yaş küçük kız kardeşime uzun mektuplar yazardım." dedi, "Geçen yine hapisteyim" tarzında.
Bir önceki paragrafta anlattığım konuşmadan sonra, şarap ikramı vardı. Dadandım haliyle. Sonrasında da kendime bir şey ispatladım, bir gösteriyle, gösteriden önce /sonra ikram edilen şarap arasında ters bir orantı var. (İlgili bkz. Jacky Terrason konseri ile konuşma)
3 ay öncesinden spoyler verebileceğim mayıs ayı konserleri şöyle ki: Neşeli GK 5.yıl konseri @sgm, Neşeli GK Ege Üni. Şenlik @izmir, KoroSu time konseri @sgm.
Başlığa dönecek olursak da, boş vakitlerimde nasıl eğlenebildiğimi görünce (balık-rakı, how i met, puzzle) kendime biraz daha boş vakit arar oldum. Boşluk doldurmak için duyuru atanlar da, umarım kendilerine en layık insanı seçerler, amin.
Not : Castrato'yu İtalyanca zannediyordum, castrate'den geliyormuş, ürktüm. I love the way Baroque moves.
Zihnimde güçlü bir yer edinmiş çok fazla insan yok açıkçası. Ama "şahane adam" dediğim biri var bu ara. Kahvaltıda falan bazen karşı masada oturuyor bu ince sesli adam. İki gün önceki konuşmasında, "Ben hapishanedeyken kendimden 10 yaş küçük kız kardeşime uzun mektuplar yazardım." dedi, "Geçen yine hapisteyim" tarzında.
Bir önceki paragrafta anlattığım konuşmadan sonra, şarap ikramı vardı. Dadandım haliyle. Sonrasında da kendime bir şey ispatladım, bir gösteriyle, gösteriden önce /sonra ikram edilen şarap arasında ters bir orantı var. (İlgili bkz. Jacky Terrason konseri ile konuşma)
3 ay öncesinden spoyler verebileceğim mayıs ayı konserleri şöyle ki: Neşeli GK 5.yıl konseri @sgm, Neşeli GK Ege Üni. Şenlik @izmir, KoroSu time konseri @sgm.
Başlığa dönecek olursak da, boş vakitlerimde nasıl eğlenebildiğimi görünce (balık-rakı, how i met, puzzle) kendime biraz daha boş vakit arar oldum. Boşluk doldurmak için duyuru atanlar da, umarım kendilerine en layık insanı seçerler, amin.
Not : Castrato'yu İtalyanca zannediyordum, castrate'den geliyormuş, ürktüm. I love the way Baroque moves.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)