7 Mart 2014 Cuma

Fakap konserinden önce

Neden hep konser sonrası yazıyorum ki, konser öncesi de yazılabilir bence blog. İlla ki yaşanmışlıklardan, konserde olanlardan bahsetmek gerekmiyor, hayallerden de bahsedebilirim. Konserden önceki heyecan, konsere giden dolmuştaki muhabbet, kapıda "Daha başlamazlar yeaa, hadi aşağıdaki tekelden bira alalım" deyip dışarıda ayaküstü sohbet etmek bazen konserden daha güzel olabiliyor. Veya tam tersi, konserle ilgili o kadar yüksek beklentilerim oluyor ki konser "sıradan" (müzisyen arkadaşların emeğine saygımdan dolayı bu kelimeyi seçtim, yoksa daha uygun birkaç kelime var aklımda) geçince, konser sonrası bir şey yazasım da gelmiyor. Bugün aslında konserin sıradan geçmeyeceğinin çok farkındayım. Bir arkadaşım çok beğendiği bir filmi en az 4-5 kere izlediğini söylemişti. Ben hiç bir filmi 4-5 kere izlediğimi hatırlamıyorum. Ama bir kitabı 3-4 kez okuyabilirim eğer çok sevmişsem. Aynı şekilde, birkaç grup için de hatırı sayılır sayıda konser bileti almışlığım var. Fakap onlardan bir tanesi. Geçen kasım ayında "On Your Horizon" konserine gitmek üzere Peyote'ye yola çıkmıştık. On Your Horizon grubu hani şu The XX konserinde The XX'den daha iyi çalan alt grup. Şöyle bir performansları var mesela, fikir alma açısından faideli olabilir. Eskişehir'de yaşayan bu grup, İstanbul'a gelmişken kaçırmayalım dedik. On Your Horizon yaklaşık 50 dakika çaldı, sonra sahneden "Bizden sonra Fakap çalacak, çok iyi grup, onları da dinleyin" deyip ayrıldılar. Bizim hiç beklentimiz yok haliyle, "güzel isimmiş" deyip birer bira aldık ve beklemeye koyulduk. 4 kişi sahneye çıktı sonra, her şarkı bitişinde "Sahnede Fakap" dediler. Biz ise onlar sahnedeyken hipnotize olup müziklerini dinledik sadece. O günden sonra her konserlerine gidiyorum. Yan etkisi olmayan bir alışkanlık haline geldi benim için bu durum. Neredeyse her ay Peyote'de sahne alıyorlar. Önerilir.

5 Mart 2014 Çarşamba

Aşık oldum bu karanlığa

- Çok özel bir zaman diliminden geliyorum, size o günleri geri getireceğim.
- Teşekkürler, ama istemiyorum. Yan cebim de yok zaten.

 Bugün bir konsere gittim, Bubituzak. Bağımsız müzisyenlerin aslında en ünlüsü bu elemanlar. Çünkü Çilekeş'ten tanıyoruz hepsini. Yani elemanları isim olarak tanıyan belki ben ve sen varız sadece ama Çilekeş'in solisti ve gitaristi deyince "auvvv" oluyor işte. Bu tepkinin hakim olmadığı topraklara gitmek istiyorum, konu dışı ama dursun burada. Neyse, öyle bir kitle var ki Babylon'da, sanki az ünlü müzisyenler, aslında hep olmak istedikleri abilerini dinlemeye gelmiş gibi. Az ünlü de çok üzücü bir tanım. Az ünlü şu demek, "Ya ben tanıyorum ama sana söylesem kesin tanımazsın". Yani aslında ünsüz de, ben nasıl olduysa denk geldim bu adama bir yerlerde hesabı. Size şimdi konserdeki az ünlüleri sayacağım ve "Bunlar bildiğin ünsüz be abi" diyeceksiniz: Meriva'nın basçısı (veya gitaristi, o kadar az ünlü ki ben bile karıştırıyorum), Bazuka'nın solisti ve Ayberk, Mert, Rıza üçlüsü. Bu arada bence herkes hayatında 15 dakika az ünlü olacaktır. Ben bile olmuştum geçen yıl, Singapur'a gideceğimin duyurusu çıktıktan sonra. Mezunlarla kariyer sohbetleri arasında pizza yerken (sadece pizzası için gitmediğim bir gündü o gün, vallahi) sopho MS'çi bir kız dönüp "Ya sen şu değil misin?" demişti, sonra muhabbet uzadı bir şekilde. O gün az ünlüydüm mesela ben. 15 dakikalık.

Neyse, konserdeki az ünlü kitlenin baktığı sahnede aslında ünlü ama bunu üzerilerine o kadar az yakıştıran, zaten bir süre sonra da çıkartan ex-Çilekeş üyeleri vardı. Sahneye rakı bardaklarıyla geldiler. Ya ben en önde olduğum için, ya da kuliste o kadar içmişlerdi ki buram buram rakı koktu ilk sahneye çıktıkları an. Konseri şimdi ne kadar övsem boş, gelmeniz lazımdı. 15 liraya 2014 İstanbul'unda Babylon'a girip, bu kalitede müzik dinlemek fiyat performans paritelerini yıktı resmen. Ali (solist, ex-Çilekeş gitarist) arada bir şarkı aralarında "Çok iyi yaa" diyordu, aynen öyleydi konser de. Sahneye çok yakışıyorlar zaten. O kadar orjinal ki yaptıkları müzik, tanımlamaya bile niyetlenmemek lazım. Hani saykodelik deneysel rock diyeceğim ama o "sikimsonik yarak metal grubu"na benzeyecekler diye ödüm kopuyor. Bir ara Moğollar 7-8 9-8 bile çaldılar. Uzay kafası yaşıyorlar resmen. Albümden favorilerim Talebe (şarkı sözü başlıkta) ve Tayyare ama hepsi güzeldi gerçi canlı dinlerken. Ha, bir de "Dar"ı çok seviyorum ama onu çalmadılar bu konserde. Albüm lansman konserinde albümden bir şarkı çalmıyorlarsa, muhtemelen o şarkıyı sadece ben seviyorum demek oluyor bu.

Dün Mor ve Ötesi, bugün Bubituzak, cuma günü de Fakap. Memlekette güzel şeyler de oluyor aslında. Ya da güzel olmayan şeyler o kadar çirkin ki, bizim perspektiflerimiz değişiyor.

En baştaki diyalog üzerine konuşmaya girişmek için henüz erken. 3 yıl sonra hoşgeldim yazısı için biraz ağır da zaten. Kimse okuyacağından değil ama "Ben buraya eğlenmeye geldim abi" tarzında bir giriş yapmak istedim. Hoşgeldim.

27 Şubat 2011 Pazar

1kelime1işlem

Bence Türkçe'deki en güzel kelimeler bütünü : "Bu da bi'şey". Dünyanın en mutlu cümlesi olabilir. Niye mi? Dur açıklıyorum.

Bu cümlenin söylenebileceği senaryolarını kademe kademe şöyle sıralayabiliriz :

- Daha kötüsü olamazdı herhalde, ama olsun bunu da tecrübe ettik artık bir daha yapmayız bu hatayı.
- Tam olmadı ama yine de seviyoruz biz seni, gel sarılalım.
- Oldu ama istediğimiz gibi olmadı, olsun biz yine akşamında içkili bir kutlama yaparız.

Hepsinde "sağlığından önemli mi, boşver" teması var. Benim felsefem budur abi bundan sonra. Zaten şunun surasında en fazla 80 yıl ömrüm kalmış, strese hiç gerek yok.

Not: Bu cümlenin ingilizcesini arıyorum iki saattir bulamadım, en yakın çeviri "Everything is something happened" olabilir. İngilizcesini iddia eden okuyucular varsa onlara sesleniyorum : Konuşalım bu konuyu.

21 Şubat 2011 Pazartesi

bazen

Ergenliğini yaşayan gençler gibi şarkı sözü yazmak istiyorum bazen bu sayfaya.

Bazen şiir yazmayı düşlüyorum. Kendimi şiir yazarken istiyorum. Özlüyorum o halimi.

Öyle işte.

8 Şubat 2011 Salı

nezih

Ben eskiden şiir yazardım. Uzun süredir denemiyorum bile. Şimdi ise kalemim en durağan zamanlarını yaşıyor. Çok durdu yerinde, hareket vakti gelmiş olmalı. Kadıköye gitmişken hazır, kendime şiir defteri aldım. Belki yazar, burada yayınlarım bir kaçını.

Galiba bir süre buraya "yaptığım" şeyleri, defterime de kafamın içindekileri yazacağım. Belki uslu bir çocuk olursanız, o defteri de okuyabilirsiniz.

Ayrıca, Fransızlar sempatik lan. Çok konuşan ve gülen insanlar olarak tanımlamazlar Fransızları halbuki. Benim tanıştıklarım tam tersi veya.

7 Şubat 2011 Pazartesi

5dakikaDaha

Boş ve tatilde olduğumdan mütevellit, okulumuzun yenilenen spor salonuna gittim dün. Çok fazla zamanım yoktu, o yüzden "2 km koşar, odaya dönerim" diye düşünüyordum. Her koşu bandının önünde birer ekran var, internete girebiliyorsun ve televizyon izleyebiliyorsun o ekranlarda. İlk yaptığım iş, twitter'a girip "su anda kosuyorum" (türkçe karakter yok malesef) yazmaktı. Gerçekten çok eğlendim bunu yaparken (sensin gerizekalı). Hikayeye devam edeyim. Sonra televizyonu açtım, Türkiye Basketbol Ligi all-star haftasonu etkinlikleri vardı. Smaç yarışmasının olduğu ana denk gelmişim. İzliyorum, bir yandan da koşuyorum tabi. "Şu smacı da izleyim" diye diye sağ bacağımın üst kısmı ağrıyana kadar izledim. Sonra mesafeyi açtım, ve şunu gördüm : 5.02 km.

Sağ bacağımın üst kısmıyla, sol baldırımı hissetmiyorum. Herkese iyi sabahlar.

5 Şubat 2011 Cumartesi

hasret

Denizli'deydim 8 gündür. Denizli'deyken internetten çok uzakta yaşıyorum. Bunun iki sebebi var, birincisi internetim kotalı, dolayısıyla zevksiz. Ne vidyo izleyebiliyorum, ne msn/skype kullanabiliyorum. İkinci sebep ise, internete girecek vaktim olmuyor. Denizli'de yaptığım rutinlerin üzerine bir de akraba ziyareti/Isparta/köy gezileri eklenince kafamı kaşıyacak vaktim kalmıyor.

Yine bir Denizli turu daha bittiğine göre, oturup neler yapmışım onlardan konuşalım :

Cuma : Denizli'ye varış. Köyde akşam yemeği, babannemlerle hasret gidermek.
Cumartesi : Kuzenlerle Lalezar nargile- Jazz-Rock lokali bira.
Pazar : Akrabalarla akşam yemeği. Gecesinde başka bir akrabanın sahne aldığı TAÇEV'de canlı müzik.
Pazartesi - Salı : Isparta.
Çarşamba : Hamam. Akşamında köyde viski-bira. Sohbet.
Perşembe : Amcamın evinde akşam yemeği.
Cuma : Alışveriş. Dönüş.

Dedem ile babannemden bir anı ile bitireyim :

(Köyde BJK - Gaziantep Belediye maçı izlenmektedir)
D: Kim kim oynuyo şimdi?
M: Beşiktaş'la, Antep oynuyo dede.
D: Beyazlar Beşiktaş mı?
M: Evet.
D: Nerde oynanıyo maç?
M: İstanbul'da.
D: O kadar insanın ne işi var o soğukta.
B: Seyirden adam üşür mü herif (Seyirtmek - Koşmak)
D: (Güler) Ben oyuncuları mı diyom, izleyenleri diyom.