"Sınavların olduğu gün dersler kendini lağveder" kuralını yeni yazdım. Gayet iyi de oldu, cuma günü dersi olmayan bir bünye olarak, sınav haftalarını çok çabuk atlatıyorum böylece. Yazıcımın midterm basmaktan sıtkı sıyrıldı orası ayrı.
Haftanın önemli gelişmesini, korosu rock-metal kolajı olarak ilan ediyorum. Deep Purple - Burn ve dahası bu kolajın içinde kalacak.
Şimdi tam olarak bu noktada fikrim ve zikrim olacak. Rock-metal diye bir "genre" oluşmuş olması beni içten içe güldürüyor. Rock müzikte Yavuz Çetin ile mor ve ötesi arasındaki çizgiyi tartışırdık bir zamanlar. Şimdi ise koral düzenlemelerini ele aldığımızda bu iki müzik akımı aynı imiş gibi, aynı olmasa da benziyormuş gibi konuşmaya başladık. Yakın zamanda distorted gitar müziği olarak anılması, ondan sonra ise, müzik aleminde birisinin lider, diğerinin ise ilgi çeken ama geniş kitleler ile içli dışlı olmayan müzik türleri olması, benim bu iki müzik tarzı için çizdiğim yol haritasıdır (Haydi şuradan demeyin, bunu Marx yapsaydı, oo demiştiniz). Bu, İngiltere-Fransa'nın 1.Dünya Savaşı'ndaki haline benziyor, sanki İngiltere ve Fransa tek bir ülkeymiş gibi (tespit by Burcu). Sonra 2. Dünya Savaşı ve sonrasında bambaşka bir paydada, kapitalizmde anılıyor bu iki ülke. Günümüzde ise tekrar kendi sesleri ile yer alıyorlar basında.
Selimcan için özet: Türk Sanat Müziği günümüz müziğinin hasta çocuğu.
6 Nisan 2010 Salı
2 Nisan 2010 Cuma
Şaşkın
Carrefour'dayız, Ebru'yla. Carrefour tarihindeki en tenha cuma akşamıymış, öyle dediler. Express kasada, benden bir önceki müşterinin işleminin bitmesine ramak kala, arkama döndüm, manzara şöyleydi: Facebook "Express kasa daha hızlı ilerler" diyen bir milyon insan bulabilmiş gibi, 9 kişi vardı arkamda. Tam o anda yan kasada (Express olmayan kasada) boş boş oturan kadın sıkılmış bir sesle, "Buraya alabilirim, boş burası" dedi. Lan !?
Shuttle bekliyoruz taksi kulübesinde. Sinan da bekliyor shuttle, sonra neden bilmiyorum vazgeçti kararından, ben shuttle'a doğru ilerlerken de arkamdan şu dialogu duydum: "-Keşke önceden haber etseydiniz, taksi yok, gelmesi de 20 dakikayı bulur. * -Nasıl taksi yok ya, taksi durağı değil mi burası."
Math202 midterm'ündeyim (Atilla tarzıyla, yazılısındayım). Üçüncü soruyu, dördüncü soruya bağlayan gece, saat 03'te, canlı yayında. Dur lan, üçüncü soruyu dördüncü soruya bağlayan şıkkı anlamadım, soruyorum sınav görevlisi asistanıma. Adam dinlemedi hiç beni, önceki sayfayı açtı, "Oha, yaptın mı üçüncü soruyu, vaay, çalışır mıydın sen matematik" dedi. Sınavdan şöyle 80 falan alsam da, Teşvikiye Camii'ne sıçırtsam arkadaşı.
Utku'yu uyandırıyorum. Yazık garibim kanepede yatmış, yastık da yok kafasında. "Utku kalk abi boynun tutulcak bak", "Hıı, yok yok, duyuyorum ben sizi", "Ney?", "Hı, ne, (ayağa kalkar, yatağa tırmanmaya başlar), doğru söylüyorsun abi, çok haklısın". O son birayı içmeyecektin Utku.
Bu dört olayın ötesinde, son günlerde en çok şaşırdığım şey ise, Zaytung haberini gerçek olarak algılayan Ermeni köşe yazarı ve "hadi o arkadaş Türkçe bilmiyor, mizahtan anlamıyor, ya da işine geldiği gibi okuycak abi tabi ki, spekülasyon yapıyorlar" diyenlere cevap olarak, Banu Avar'ın, Özbükey Bey'in Dışişleri Bakanlığı'nın resmi açıklamasında uyarıldığını söylemesi oldu.
Shuttle bekliyoruz taksi kulübesinde. Sinan da bekliyor shuttle, sonra neden bilmiyorum vazgeçti kararından, ben shuttle'a doğru ilerlerken de arkamdan şu dialogu duydum: "-Keşke önceden haber etseydiniz, taksi yok, gelmesi de 20 dakikayı bulur. * -Nasıl taksi yok ya, taksi durağı değil mi burası."
Math202 midterm'ündeyim (Atilla tarzıyla, yazılısındayım). Üçüncü soruyu, dördüncü soruya bağlayan gece, saat 03'te, canlı yayında. Dur lan, üçüncü soruyu dördüncü soruya bağlayan şıkkı anlamadım, soruyorum sınav görevlisi asistanıma. Adam dinlemedi hiç beni, önceki sayfayı açtı, "Oha, yaptın mı üçüncü soruyu, vaay, çalışır mıydın sen matematik" dedi. Sınavdan şöyle 80 falan alsam da, Teşvikiye Camii'ne sıçırtsam arkadaşı.
Utku'yu uyandırıyorum. Yazık garibim kanepede yatmış, yastık da yok kafasında. "Utku kalk abi boynun tutulcak bak", "Hıı, yok yok, duyuyorum ben sizi", "Ney?", "Hı, ne, (ayağa kalkar, yatağa tırmanmaya başlar), doğru söylüyorsun abi, çok haklısın". O son birayı içmeyecektin Utku.
Bu dört olayın ötesinde, son günlerde en çok şaşırdığım şey ise, Zaytung haberini gerçek olarak algılayan Ermeni köşe yazarı ve "hadi o arkadaş Türkçe bilmiyor, mizahtan anlamıyor, ya da işine geldiği gibi okuycak abi tabi ki, spekülasyon yapıyorlar" diyenlere cevap olarak, Banu Avar'ın, Özbükey Bey'in Dışişleri Bakanlığı'nın resmi açıklamasında uyarıldığını söylemesi oldu.
25 Mart 2010 Perşembe
Nöron
Fotoğraflarını çektiğin partide, kendine ait bir fotoğrafa rastlamamaktır fotoğrafçılık. Özveri ister. Deneme maksadıyla, kısa süreliğine elimde bulunan bu DSLR makina bana şunu aktardı "Fotoğraf çekme demiyorum, hobi olarak yine çek."
Nöron meselesi de, şu anda ağrımakta olan hücrelerime ithafen yazılmıştır. Saçımı toplayınca, kafamdaki tacın sıkıştırması ile başım ağrıyor. Tabi bu eyleme, CS ödevi ile while fonksiyonu halinde uğraşmak ve while'ın istediği önkoşulu yani ödevi bitirememeyi sürekli olarak sağlayıp, tekrar başlamak eklenince acı katlanıyor.
Nöronlarıma etki eden iki şey daha var bir on dakikadır. Birincisi şu ki: Kardeş Türküler - Bahar albümünü indirdim, dinliyor idim. "Yanıyorum" isimli şarkıya geldi, "oha, Neşet Ertaş şarkısı, ver sesini ver" dedim, şarkıya eşlik etmeye başladım. 1.22'ye geldi şarkı ve o ana kadar "hea, iyi yorumlamışlar hakkaten" şeklindeki sözüm "oha, Neşet geldi, aç sesini aç" oldu. Zerre kadar beklemiyordum bunu. Konuk sanatçının, süpriz sanatçı olduğu şarkıların hastasıyım.
İkincisi de, sözlük yaran başlıklar okurken oldu. Bi'kaç örnek vereyim, anlayacaksınız beni:
"Soğuk savaş sırasında füzesine kazak giydiren ülke"
"Sinirden atom parçalayan fizikçi"
"Klip çekmesinler diye boş fabrikaya köpek bağlamak"
"La havle ve la isla bonita"
"Maraş Dondurmacısına para uzatıp çekmek"
"hüseyin düzmez kız yurdu"
Nöron meselesi de, şu anda ağrımakta olan hücrelerime ithafen yazılmıştır. Saçımı toplayınca, kafamdaki tacın sıkıştırması ile başım ağrıyor. Tabi bu eyleme, CS ödevi ile while fonksiyonu halinde uğraşmak ve while'ın istediği önkoşulu yani ödevi bitirememeyi sürekli olarak sağlayıp, tekrar başlamak eklenince acı katlanıyor.
Nöronlarıma etki eden iki şey daha var bir on dakikadır. Birincisi şu ki: Kardeş Türküler - Bahar albümünü indirdim, dinliyor idim. "Yanıyorum" isimli şarkıya geldi, "oha, Neşet Ertaş şarkısı, ver sesini ver" dedim, şarkıya eşlik etmeye başladım. 1.22'ye geldi şarkı ve o ana kadar "hea, iyi yorumlamışlar hakkaten" şeklindeki sözüm "oha, Neşet geldi, aç sesini aç" oldu. Zerre kadar beklemiyordum bunu. Konuk sanatçının, süpriz sanatçı olduğu şarkıların hastasıyım.
İkincisi de, sözlük yaran başlıklar okurken oldu. Bi'kaç örnek vereyim, anlayacaksınız beni:
"Soğuk savaş sırasında füzesine kazak giydiren ülke"
"Sinirden atom parçalayan fizikçi"
"Klip çekmesinler diye boş fabrikaya köpek bağlamak"
"La havle ve la isla bonita"
"Maraş Dondurmacısına para uzatıp çekmek"
"hüseyin düzmez kız yurdu"
19 Mart 2010 Cuma
sözlük
house m.d. : elinizde izlenmemiş lost bölümü yoksa, "hmm, 1 saat kadar boş vaktim var, ne yapayım" etkinliğidir.
kahvaltı : uyanma sebebi. yatakta keyif yapmaktan daha güzel bir şey yok diyenlere, bir adet cemil koçak kahvaltısı öneriyorum.
manga : sonisphere'e gitme sebebiydi bir çok insanın, etkinlikten "gelen acımasız tepkiler" üzerine ayrılmaları kötü oldu. ayrıca gelmiş geçmiş en efsane manga, death note'un soundtrack'leri şahanedir.
nevruz : eskiden, lisede, nevruz kutlamaları ile okul içinde çeşitli turnuvalara ve yarışlara katılırdım. çuvalla koştum, ağzımda kaşıkla yumurta taşıdım (kırıldı), halat çektim, yoğurt yedim, ateş üzerinden atladım. sebebini bilmiyordum hiçbirinin. bugün ateş üzerinden atlamanın sebebini öğrendim, eski usül bir etek tıraşıymış. halat çekmenin eski usül bir kadın doğum uzmanlık sınavı olmasından korku ve endişe duydum.
fasıl : güzel kişilerle sohbet zirvesi.
return 0 : kapat, kapat.
kahvaltı : uyanma sebebi. yatakta keyif yapmaktan daha güzel bir şey yok diyenlere, bir adet cemil koçak kahvaltısı öneriyorum.
manga : sonisphere'e gitme sebebiydi bir çok insanın, etkinlikten "gelen acımasız tepkiler" üzerine ayrılmaları kötü oldu. ayrıca gelmiş geçmiş en efsane manga, death note'un soundtrack'leri şahanedir.
nevruz : eskiden, lisede, nevruz kutlamaları ile okul içinde çeşitli turnuvalara ve yarışlara katılırdım. çuvalla koştum, ağzımda kaşıkla yumurta taşıdım (kırıldı), halat çektim, yoğurt yedim, ateş üzerinden atladım. sebebini bilmiyordum hiçbirinin. bugün ateş üzerinden atlamanın sebebini öğrendim, eski usül bir etek tıraşıymış. halat çekmenin eski usül bir kadın doğum uzmanlık sınavı olmasından korku ve endişe duydum.
fasıl : güzel kişilerle sohbet zirvesi.
return 0 : kapat, kapat.
14 Mart 2010 Pazar
Tıp
Cuma günü, vergi dairesinden aldığım "yok, biz tutanak tutmuyoruz artık, nüfus müdürlüğü ile halledicen işini" cevabından sonra, elimi ayağımı çektim şu nüfus cüzdanı mevzusudan. "Nasip", "kader", "her işte bi' hayır vardır", "boşver ya, olan oldu", "şuraya ne yazıldıysa o olur" diyerek geziniyorum. "Pazartesi günkü konserin nasıldı" diye soran insana, "ya nüfus cüzdanımı kaybettim ben o gün" dediğim anda üzüldüm ama yine de. Nüfus müdürlüğündeki salak memura bağırıp çağırınca geçer sandımdı halbuki. İnsanın Bronx'ta ilk sahne aldığı günü böyle anlatması sıkıcıymış. Gerçi ben ilk Ege Üniv. konserini (bu mayısta bir daha olacak diye ilk dedim) de "konser" olarak hatırlamıyorum, o hiç de sıkıcı değil mesela. Neyse o konuyu sonra konuşuruz.
2010'un şu ilk günlerinde günde iki tane 1000mg'lık antibiyotik almak bünyemde "evet lan, uzay çağındayız, haplarla beslenicez artık" hissini yarattı. Yine de beyti kebab varken, kimsenin kapsülle yetineceğini zannetmiyorum. Veya, Türkiye'ye geç gelir bu uygulama (bkz. matbaa), ("2010'a girdik, nerde lan uçan arabalar" başlıklı yazıyı da unutmamak lazım).
"Bugün dünya pi günüymüş, üç alıcakmışız bugün pi'yi ehue" diyen her 3 kişiden birisi süper bir mini cooper kazanıyor diye bir şey yok! Kimden duyuyosunuz olum böyle şeyleri.
Doktor "Başın ağrırsa eğer, haber et sevk yazayım, nörolog'tan kafatası filmi isteyelim, ciddi bir şey olabilir" dedikten bir saat sonra başım çatlamaya, hatta kıvılcım çıkarmaya başladı. Cihan aradı, "Abi şu ilaçları kullanıyorum", "Olum, o ilacın ciddi yan etkileri var, öyle hemen başlamasaydın kullanmaya". Dedim, aha ölüyorum. Sonrasında Burcu, "Başım çok ağrıyor" deyince, "Oley, bi' tek benim ağrıyor zannetmiştim, cuma içtiğimizden oldu herhalde" deyip rahatladım. Ardından Cihan'ın odasından defter almaya gittim, "Ahanda, ilaç bu", "Haa, yok lan, alakası yok, benim dediğim ilaç bu değil, bu ilaç iyi ki, ayrıca bende defter yok". Şu anda, mutlu mesut bu paragrafı yazıyorum. Tıp yoktur, az psikolojik korku vardır.
Veya, yukarıdaki olay şöyle oldu. Doktor ilk cümleyi dedikten sonra içtiğim ilaç, baş ağrısı yan etkisi yaptı. 1 saat önce aldığım majezik de beni iyileştirdi. Evet lan, öyle oldu. Tıp da var hatta, bilimlerin içinde en bilim tıp.
2010'un şu ilk günlerinde günde iki tane 1000mg'lık antibiyotik almak bünyemde "evet lan, uzay çağındayız, haplarla beslenicez artık" hissini yarattı. Yine de beyti kebab varken, kimsenin kapsülle yetineceğini zannetmiyorum. Veya, Türkiye'ye geç gelir bu uygulama (bkz. matbaa), ("2010'a girdik, nerde lan uçan arabalar" başlıklı yazıyı da unutmamak lazım).
"Bugün dünya pi günüymüş, üç alıcakmışız bugün pi'yi ehue" diyen her 3 kişiden birisi süper bir mini cooper kazanıyor diye bir şey yok! Kimden duyuyosunuz olum böyle şeyleri.
Doktor "Başın ağrırsa eğer, haber et sevk yazayım, nörolog'tan kafatası filmi isteyelim, ciddi bir şey olabilir" dedikten bir saat sonra başım çatlamaya, hatta kıvılcım çıkarmaya başladı. Cihan aradı, "Abi şu ilaçları kullanıyorum", "Olum, o ilacın ciddi yan etkileri var, öyle hemen başlamasaydın kullanmaya". Dedim, aha ölüyorum. Sonrasında Burcu, "Başım çok ağrıyor" deyince, "Oley, bi' tek benim ağrıyor zannetmiştim, cuma içtiğimizden oldu herhalde" deyip rahatladım. Ardından Cihan'ın odasından defter almaya gittim, "Ahanda, ilaç bu", "Haa, yok lan, alakası yok, benim dediğim ilaç bu değil, bu ilaç iyi ki, ayrıca bende defter yok". Şu anda, mutlu mesut bu paragrafı yazıyorum. Tıp yoktur, az psikolojik korku vardır.
Veya, yukarıdaki olay şöyle oldu. Doktor ilk cümleyi dedikten sonra içtiğim ilaç, baş ağrısı yan etkisi yaptı. 1 saat önce aldığım majezik de beni iyileştirdi. Evet lan, öyle oldu. Tıp da var hatta, bilimlerin içinde en bilim tıp.
9 Mart 2010 Salı
Alternatif yollar
12.45 kadıköy shuttle'ı ile rıhtıma gitmeye niyetlenip de yapamazsan, bu yazıyı hatırlamak hayatını kurtarabilir.
Alternatif yol : 12.48-50 civarı kalkan viaport servisine bin, viaport'ta koşarak (yoksa yetişemezsin) pendik (veya bostancı) servisine bin, ordan da ver elini kadıköy minibüsü. 3TL'ye yaklaşık 2.45 gibi kadıköyde oluyorsunuz ("dünyanın en güzel kızıyla pendik'e gitmek" başlıklı sözlük girdisine de saygılar, güldüm).
Eğer Tuzla'ya gidip, adliye-karakol bulmak isterseniz okları takip etmeye çalışın önce. Muhtemel sonuç olarak mekanı bulamayacaksınız.
Alternatif yol : O anda bir insana sorun (Tuzla insanı sözlüğü : Karşına mopaş gelcek = Mopaş'ı göreceksin; Dimdirek git = Düz ilerle).
Karakolda, "nüfus cüzdanımı kaybettim, tutanak tutturmak istiyorum" deyip, "Biz kayıplara bakmıyoruz, çalıntılara bakıyoruz" cevabı üzerine, "Belki yere düştü ve birisi çaldı" dedikten sonra karşınızdaki adamdan cevap beklemeyin.
Alternatif yol : OkBy.
"Sigaranız var mı?" sorusuna, "Yok ama Djarum var" yanıtını verirseniz, "Oha, jarumsun! " cevabını aldığınızda ürkmeyin hemen.
Alternatif yol : "Ehe.. He.. (Djarum'u paketiyle birlikte verip, o anda bırakmak)".
Alternatif yol : 12.48-50 civarı kalkan viaport servisine bin, viaport'ta koşarak (yoksa yetişemezsin) pendik (veya bostancı) servisine bin, ordan da ver elini kadıköy minibüsü. 3TL'ye yaklaşık 2.45 gibi kadıköyde oluyorsunuz ("dünyanın en güzel kızıyla pendik'e gitmek" başlıklı sözlük girdisine de saygılar, güldüm).
Eğer Tuzla'ya gidip, adliye-karakol bulmak isterseniz okları takip etmeye çalışın önce. Muhtemel sonuç olarak mekanı bulamayacaksınız.
Alternatif yol : O anda bir insana sorun (Tuzla insanı sözlüğü : Karşına mopaş gelcek = Mopaş'ı göreceksin; Dimdirek git = Düz ilerle).
Karakolda, "nüfus cüzdanımı kaybettim, tutanak tutturmak istiyorum" deyip, "Biz kayıplara bakmıyoruz, çalıntılara bakıyoruz" cevabı üzerine, "Belki yere düştü ve birisi çaldı" dedikten sonra karşınızdaki adamdan cevap beklemeyin.
Alternatif yol : OkBy.
"Sigaranız var mı?" sorusuna, "Yok ama Djarum var" yanıtını verirseniz, "Oha, jarumsun! " cevabını aldığınızda ürkmeyin hemen.
Alternatif yol : "Ehe.. He.. (Djarum'u paketiyle birlikte verip, o anda bırakmak)".
5 Mart 2010 Cuma
Hasta
Hastası olduğum birkaç olay var şu hayatta.
Öncelikle, kahvaltıda çay /sütlü kahve içmeyi çok seviyorum. Ama öyle, bayıldığım falan yok çayın /sütlü kahvenin tadına. Kahvaltı, uzun süreli bir açlığın sonunda geldiği için, çok şahane bir olgu zaten genel olarak. Çayı sevmemin sebebi de, poğaça, peynir ve zeytin ile dolu ağızdan, mideye giden yolun habercisi olması. Kahvaltı masasının sohbeti de gayet iyi bence. Hiç susmaz kahvaltı sohbetleri. Gecenin bir köründe yanından ayrıldığın insanla, sabahın ilk ışıklarında kahvaltı ediyor isen bile, rüyalardan sohbet açılır.
İkincisi, CS201 dersi. Programlama dilini bilmek bile, "maillere bakmak" gibi bir boş zaman aktivitesi olan bir adam için şahane bir şey. Üzerine, bu derste uygulamalı olarak program yazmak ve programın çalışmasını izlemek insana huzur veriyor. Bu dersin en büyük ödülünün "Press any key to continue..." olması biraz üzücü yine de.
Müziği ne kadar sevsem de "Prova iptal" haberine de hastayım ben. Haftada 4 akşam prova alınca, hayatındaki müziği durgunlaştırmak gerektiğini hissediyorsun haliyle. Ama meyvesini almaya başlayacağım yakın zamanda.
Hastası olduğum bir şey daha var ki şimdi hasta kendisi.
Öncelikle, kahvaltıda çay /sütlü kahve içmeyi çok seviyorum. Ama öyle, bayıldığım falan yok çayın /sütlü kahvenin tadına. Kahvaltı, uzun süreli bir açlığın sonunda geldiği için, çok şahane bir olgu zaten genel olarak. Çayı sevmemin sebebi de, poğaça, peynir ve zeytin ile dolu ağızdan, mideye giden yolun habercisi olması. Kahvaltı masasının sohbeti de gayet iyi bence. Hiç susmaz kahvaltı sohbetleri. Gecenin bir köründe yanından ayrıldığın insanla, sabahın ilk ışıklarında kahvaltı ediyor isen bile, rüyalardan sohbet açılır.
İkincisi, CS201 dersi. Programlama dilini bilmek bile, "maillere bakmak" gibi bir boş zaman aktivitesi olan bir adam için şahane bir şey. Üzerine, bu derste uygulamalı olarak program yazmak ve programın çalışmasını izlemek insana huzur veriyor. Bu dersin en büyük ödülünün "Press any key to continue..." olması biraz üzücü yine de.
Müziği ne kadar sevsem de "Prova iptal" haberine de hastayım ben. Haftada 4 akşam prova alınca, hayatındaki müziği durgunlaştırmak gerektiğini hissediyorsun haliyle. Ama meyvesini almaya başlayacağım yakın zamanda.
Hastası olduğum bir şey daha var ki şimdi hasta kendisi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)